Hukukun genel ilkelerinden biri olan sözleşmeye bağlılık ilkesi (ahde vefa veya pacta sunt servanda) uyarınca, bir sözleşmenin taraflarının sözleşme şartlarına her hal ve şartta uyması gerekir. Bu doğrultuda; sözleşmede veya ilgili kanunlarda yer alan düzenlemeler dışında bir nedenle bir sözleşmenin tarafının yükümlülüklerini ifa etmemesi veya sözleşmeyi feshetmesi hukuken koruma bulmaz ve birtakım tazminat yükümlülüklerine yol açar.
Ancak sözleşmenin kurulduğu tarihte mevcut olan şartlar zaman içerisinde beklenmeyen bir halin, bir mücbir sebebin varlığı nedeniyle değişebilir ve sözleşmede öngörülen karşılıklı yükümlülüklerin dengesi bozulabilir. Bu durumda, sözleşmeye bağlılık ilkesinin gereği olarak karşı taraftan edimini aynen ifa etmesini beklemek hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilir.
İşte bu noktada; Türk Borçlar Kanunu’nda (“TBK”) düzenlenen ifa imkansızlığı, kısmi ifa imkansızlığı ve aşırı ifa güçlüğü hükümleri devreye girer ve bu doğrultuda sözleşmenin yeni koşullara göre uyarlanması, askıya alınması veya feshedilmesi söz konusu olur.
İFA İMKANSIZLIĞI NEDİR?
TBK’nın 136. Maddesi uyarınca; bir borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Bu durumda; karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlüdür. Eğer karşı taraf edimini henüz ifa etmemiş ise; bu durumda borçtan kurtulan borçlu bu edimin ifasını isteme hakkını kaybeder.
Ancak kanun koyucu burada borcu imkansızlaşan borçluya bir bildirim yükümlülüğü yüklemiş ve bildirimin yapılmamasını da bir sonuca bağlamıştır. Bu doğrultuda borçlu, eğer ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlü olacaktır.
İfa imkansızlığının uygulama alanı bulup bulmayacağının tespitinde asli unsur, borcun imkansızlaşmasına neden olan durumun tarafların kontrolü dışında gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitidir. Bu husus, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E.2013/10595 K.2013/12801 sayılı ve 17.09.2013 tarihli kararında şu şekilde ifade edilmiştir:
“… Borcun ifasının imkânsızlaşmasına neden olan durumlar ve şartlar tarafların kontrolü dışındaysa imkânsızlığın objektif veya sübjektif olması borçlunun borçtan kurtulmasını etkilemeyecektir. Başka bir deyişle bahsedilen karar kapsamında, imkânsızlığın mahiyeti yargılama sürecinde dikkate alınmaz ve imkânsızlığa konu durumların tarafların kontrolü dışında gelişip gelişmediği belirlenmesi gereken asıl noktadır.”
Bu doğrultuda; tarafların kontrolü dışında gerçekleşen bir halin, yani bir mücbir sebebin varlığı halinde sözleşme taraflarından birinin yükümlülüklerini yerine getirmesi engelleniyor ise, bu durumda ifa imkansızlığına ilişkin hükümler uygulama alanı bulacaktır.
KISMİ İFA İMKANSIZLIĞI NEDİR?
Bazı durumlarda ifa imkansızlığı, sözleşme kapsamındaki edimlerin tamamının değil, sadece belirli bir kısmının ifasını engeller. Bu durumda borçlu; TBK 137. Maddesi uyarınca, borcun tamamından değil, sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.
Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca; karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.
GEÇİCİ İFA İMKÂNSIZLIĞI NEDİR?
Her ne kadar TBK m. 136 kapsamında imkânsızlık halinin varlığı halinde borç ortadan kalkmakta ise de bu imkansızlığın kalıcı bir hal olmaması, yani belirli bir süre içerisinde ortadan kalkacağının ve yükümlülüklerin ifasının yeniden mümkün olacağının bilinmesi halinde borçlu yine de yükümlülüğünden kurtulacak mıdır? Örneğin, bir kira sözleşmesi, alt-işverenlik sözleşmesi veya hizmet sözleşmesi gibi sürekli edim içeren bir sözleşme kapsamında yükümlülükler tarafların kontrolünde olmayan bir nedenle geçici olarak ifa edilemiyorsa, bu durum sözleşmenin feshini haklı kılacak mıdır?
TBK’da kısmi ifa imkansızlığına dair hükümlere yer verilmiş olmasına rağmen, geçici ifa imkansızlığına ilişkin özel bir düzenlemeye gidilmemiştir. Bu husus doktrinde tartışmalı olmakla birlikte, ağırlıklı görüş; bu durumda ifa imkansızlığına ilişkin hükümlerin değil, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği yönündedir. Bu durumda; geçici ifa imkansızlığı nedeniyle yükümlülüğünü yerine getiremeyen tarafın yükümlülüğü ortadan kalkmamakta, sadece engel durum ortadan kalkana kadar ertelenmektedir.
Bu durumda borçlu, kendi kusurundan kaynaklanmayan ve kontrolünde olmayan bir mücbir sebep halinden sorumlu tutulamayacağından, kusursuz temerrüt söz konusu olur. Bu nedenle; borçların ertelenmesinde kusursuz temerrüde düşmüş olan borçlu ertelenen ifasıyla ilgili olarak gecikme tazminatı ödemekle ve/veya ve bu durum nedeniyle karşı tarafın uğrayacağı zararları tazmin etmekle yükümlü olmaz. Karşılıklı edimler içeren sözleşmeler kapsamında da geçici ifa imkânsızlığına yol açan durumunun ortaya çıkması halinde borç ilişkisi askıya alınır ve bu süre boyunca alacaklı, sahip olduğu seçimlik haklarını kullanamaz.
Ancak bu durum bir başka sorunu gündeme getirir: Bu geçici ifa imkansızlığına ilişkin erteleme/askıya alma haline taraflar ne kadar süre tahammül etmelidir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, verdiği 28.04.2010 tarih ve 2010/15-193 E. ve 2010/235 K. sayılı kararında; bu konuya şu şekilde bir açıklama getirmiştir: “… Şüphesiz geçici imkânsızlığın varlığı, beraberinde tarafların bu sözleşmeyle ne kadar süre bağlı kalacakları sorununu getirir. Bu konudaki kural “ahde vefa/söze sadakat” ilkesi gereği tarafların sözleşmeyle bağlı tutulmasıdır. Ancak bazı özel durumlar vardır ki, tarafları o sözleşmeyle bağlı saymak hem onların ekonomik özgürlüklerini engeller, hem de bir başkası ile sözleşme yapma fırsatını ortadan kaldırır. Uygulamada, geçici imkânsızlık halinde tarafların o sözleşmeyle bağlı tutulma süresine “akde tahammül süresi” denilmektedir. Bu sürenin gerçekleşip gerçekleşmediğini de her somut olaya göre ve onun çerçevesinde değerlendirmek gerekir.”.
Görüleceği üzere; bu durumda sözleşme ile ne kadar süre bağlı kalınacağına dair somut kriterler getirilmemiş ve her bir olay özelinde değerlendirme yapılması öngörülmüştür. Ancak elbette ki bu husus değerlendirilirken sözleşme hükümleri öncelikli uygulama bulacaktır. Şöyle ki; eğer sözleşmede mücbir sebep haline dair detaylı düzenlemelere yer verilmiş ve özellikle bu halin belirli bir süreyi aşması halinde taraflara fesih hakkı tanınmış ise, bu durumda ilgili sözleşme hükümleri doğrultusunda hareket edilmesi gerekecektir.
AŞIRI İFA GÜÇLÜĞÜ NEDİR?
TBK m. 138 kapsamında; sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları borçlu aleyhine, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede, değiştirmesi halinde sözleşmenin uyarlanması yoluna gidilebileceği, bu mümkün olmadığı takdirde de sözleşmeden dönme veya sürekli edim içeren bir sözleşme ise fesih hakkının söz konusu olacağı düzenlenmiştir.
İlgili kanun maddesi kapsamında aşırı ifa güçlüğüne dayanarak sözleşmenin uyarlanması talep edebilmek, bunun mümkün olmaması halinde de sözleşmeden dönebilmek için aşağıdaki sağlanması gerekmektedir:
- Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkmış olması gereklidir.
- Bu durumun borçludan kaynaklanmamış olması gerekir.
- Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları borçlu aleyhine, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede, değiştirmiş olmalıdır.
- Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır.
Yukarıdaki şartların varlığı halinde aşırı ifa güçlüğüne dayanan taraf mahkemeye başvurarak sözleşmenin uyarlanmasını veya feshini talep edebilecektir. Önemle belirtmek gerekir ki; TBK m. 138 kapsamında sözleşmenin uyarlanması veya feshine ilişkin yapılacak talep sözleşmenin karşı tarafına değil, mahkemeye yapılmalıdır. Ancak; elbette ki böyle bir durumda tarafların özgür iradeleri ile bir araya gelip mutabakata vararak sözleşme koşullarını değiştirmelerinde herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır.
ERKUT HUKUK BÜROSU
Makalenin İngilizce versiyonu için tıklayınız.
English
